KİTAP TANITIMLARI

FİLM TANITIMLARI

AYDINLANMAK

~Aydınlanmak~

(Kravatın Semantiği üzre)

Haydi anlat bana karanlığı?

Karanlık öyle bildiğin üzere yani, hiç bir şeyin görünemiyor olması durumu gibi, ışığın yokluğu, sessizlik de dahil midir mesela karanlığa, hem karanlık hem gürültülü olursa, O'na panik mi deniyor acaba, haydi haydi anlat çabuk...



Öyle senin toy yüreğinde süzülen karanlık gibi değil, bir bahar gecesi karanlık ormanın dibinde, yapraklar arasından süzülen ay ışığı gibi, ılıkda dahil midir karanlığa, hem karanlık hem soğuk olursa, ölüm olur...

Karanlık oysa sessiz olmalıdır, öylece görüntüsüz, siyah denilebilir mi karanlığa, anlattıkça karanlık , karanlık olmaktan çıkıyor mu?En iyi betimlerle üstüne gidilince, anlaşılıyor mu, haydi anlat bana karanlığı, bulunduğun yer aydınlık mı?

Yalnızlık mesela karanlık mı olmalıdır, yalnız ve siyah demek karanlık mıdır?Melankoliyi aklıma getirince hep mor bir hal düşünürüm mesela ben, karanlık biraz daha yoğun olmalıdır, hoşlanılası bir romantizm hali içerisinde karamsarlık değil, bildiğin karanlık,yazdıkça azalır karanlık belki, sen çoğalıyorsun belki...

Vaz geçtim sus, anlatma tamam, anlamadığın şeylere burnunu sokma iyisi mi sen, ergen yalnızlıklarda ki mor renkleri, karanlık nitele, karanlığa niteleme getirildiği anda, diner yalnızlık ve aydınlanır az da olsa karanlık ; biz O'na loş diyoruz sanki ama hoş değil...

Vaz geçtim ve sustum tamam, anlatamayacağım on binlerce yüreğimde takılı kalmış şeyi dünyaya ,bana yaz diyorlar diye yazıyorum şimdi, sensizliği bile anlatmayı hakedecek kadar olmadı henüz dünya.

Şairler anlatsın, ressamlar boyasın, yapabilirlerse karanlığın resmini yapsınlar, en iyi fotoğrafçılar çeksin de görelim karanlığın fotoğrafını, ışık olmadan ancak siyah renk olur yakaladıkları ama o karanlık değildir işte, karanlık benim sana anlatamadığım...

Di mi?

Sessiz odanın içinde birden flaş patlama sesi duyuldu o kadar sessiz ve karanlıkdı ki, sönen flaşın sesi odada iniltiye benzer tuhaf bir halde dolanıyordu hala, yalnızlığımın ortağı misali garip bir inilti, karanlığı çektim işte, uzun pozlama denilen bir teknikle, ışığın fazla odakda kalma hali, iz bırakır bir yalnızlık gibi, çekilen nesne önemli değildir bu tarz bir resimde, önemli olan ışığın bıraktığı izin anlamı, baktım çektiğim poza, iz falan yoktu, oda bomboştu, ışık lazımdı unutmuşum, o kadar yalnız bir pozdu ki, karanlığın gölgesi vurmuştu sadece, bastım deklanşöre, hayatım dondu kaldı, kravat biraz daha sıktı boynumu sanki, havada asılı umutlar, bir flaş daha patladı, iniltisi odada yayılmaya devam etti, sonra bir tane daha, çektiği salonumun ortasında ki halısız parke son pozları olarak dondu makinada, hadi güzel hayatın hatrına son bir tane daha...

İniltisi yayıldı odaya...Tin bir sesti, yavaşca azalan ve tekrar karanlık ...

Ta ki gün doğana kadar, yetkililer yada yalnızlığıma münhasır şahıslar benden haber alamayıp , morarmış boynumdan asılı kalmama sebep , kravatı çıkarana kadar,neyse önemli değil bu kısmı, artık özgürdü bedenim, sen peki sen nasılsın iyi misin? Hala güzel mi oralar?, hala güzel mi yaşamak?, bunalım olmak güzel mi eskisi kadar?, dudaklarının tadı aynı mı? , yaz sıcağında kuruyunca, dudakların, öperken, çatlak yerleri takılırdı dilime, dil sürçmesi işte, hala güzel mi o his?

Seni göremiyor olma hali, ışığınla gözlerimi alman gibi, gözlerim artık ışığına tepki veremez durumda , gittikçe büyüyor bebekleri...

Sahi bebekler bile büyüyor,

Di mi?

(NY)