KİTAP TANITIMLARI

FİLM TANITIMLARI

~Benim Annesiz Çocuklarım~

 

 

~Benim Annesiz Çocuklarım~
Bölüm 1: Çocuksuz Anneler:

K
aç insanı hayatınıza fütursuzca sokarak merkeze oturtabilirsiniz ki, ben çok insanı. Erkek olduğum için de sanırım çoğu kadın tabi. Peki, kaç kadından çocuk yapmak ister örneğin

 

normal ve ortalama bir erkek? Ben hiç…Güdüsel ve kocaman bir hiç yani. Bu biraz garip geldi ama sonradan baktım ki, benim annesiz çocuklarım var ve çocuksuz kadınlarım. Her yazdığım ve cam kırığı gibi içimden düşenler, okurken hissettiklerim ya da, Tezer Özlü’nün tüm yazdıkları, Fehruzad’ın şiirleri, sanki bana bıraktıkları birer çocuk gibi. Buradayım dediğim, bulun beni dediğim yalnızlıkları, yaşanamıyor olanlarım, anlatamadıklarım ve belki de teorik olarak çok güzel gelen, romantik ve entelektüel bir bilinç halinde bize sunulan, pratiği ise acı olan aykırı yaşamlarım. Hepsi birer çocuktu işte, anneleri çoktan ölmüş düşünsellerin. Onları okudukça büyüyen ben olduğuma göre, her erkek ya da kadını ise büyüten bir çocuk olduğuna göre. Örneğin ben kendi annemi babamı büyüttüğüme inanıyorum yüklediğim doğal sorumluluk ile. Onlar da beni büyütebiliyorsa evet çocuktu bu düşünsel ürünlerin tamamı, bana ait olsalar da Tezer’in kaleminden çıkmış olsalar da. Tezer ise Annesiz çocuklarımdan birinin annesi idi işte, en büyük aşklarımdan biri belki de.
Hayatın bir imtihan olduğunu düşünen büyük çoğunluğun aksine sadece bir kaç filozof intihar olduğu gerçeğini görmüşlerdir. Her şey aslında her yeni günde doğan bir intihar gibi yaşanmakta, sonlanma bile olamadan çürütülmekte büyük bir azimle. O’na dön demiştim, "dön dememeliydin" dedi bana. Haklıydı. Ben neden döndüğünü sormuştum oysa haklıydım...
Gene depresyona en uzak duranların içinde bulunduğu genel depresyon ömür olduğu için kandırmaca gibi yaşarlar hayatı. Ben depresyonlara girer çıkar, bunalımlarla ve hayatın git gelleri ile baş edemeyecek kadar çok yaşarım. Oysa hayatımı da sanal olmakla eleştirdi bir dost; içinde bulunduğu coğrafyayı ve neden orada olduğunu umursamaksızın, baş başa kaldığı devlet terörünün hıncını ve mutsuzluğunu unutarak.(Çaresizce girdiği bir sınav sonrası doğuya tayin edilen bir dost) Ben mutsuzdum bu yeni bir şey değildi ki. İstemediğim bir hayatın içinde buldum kendimi, bu da yeni bir şey değildi. İstemediğim insanlara tahammül etmeyecektim, insanları da sevmiyorum dedim. Bu değişmek değildi, değişmemek çabası idi aslında. Örgün eğitimden geçerek, sıkı doktrinler ve idealist düşüncelerin hayalleri ile yoğrulmuş her beyin gibi diyalektik motoru arızalı idi insanların, sebep ve sonuçlar iç içe geçmiş ve karıştırılıyordu artık. Diyecek bir şeyim yoktu, nihai sonunu beklediğim bir mutsuzluk cereyan ederken. Hiç bir şeye gücüm yetmeyecekti, zayıflık her canlılığın ortak doğasıdır aslında, bu yüzden taklit yetenekleri geliştirir canlılar, bu yüzden tanrıları yaratır insanlar. Güçlü olmaya çalışmak esasen bence bir hastalıktı. Ben bir gün bu hastalığa tutulursam eminim yaşamak ya da ayakta kalmak gibi çabalarım olmaz, güçlüler ayakta kalmak için çaba sarf etmezler ki...
Ben bir gün bu hastalığa yakalanırsam eğer tek arzum yok etmek olabilir sanırım. Yaratımsallıktan olabildiğine kaçarak yaşadığım bu hayatın regüler çatısı ve insan dürtülerine karşı gelerek, doğama ters bir arzu ile çocukları kendimden uzak tutmam da bu yüzden belki. Anlamadı, anlamasını da beklemiyorum. Anlam mantıkla mümkündür, ben ise mantık gütmüyorum. Karıştırıyor insanlar sevgiyi, sevgi ya var ya yok bir kavram değildir, aksine egzistansiyalizmin zirvesidir, varlığın temel nüansı. Vardır yani sevgi her daim, sevgisizlikle mutlu olmaz insan, mutsuz da, alışır zamanla, keyif verici bir uyuşturucu gibi hayatına işledikçe sevgi, alışır. Alışmaktır mutsuzluk. Sevgi mantıklı bir kavramdır, mantığı ise katlanabilir kılmasından gelir. Dedim ya tıpkı keyif verici bir uyuşturucu gibi işler hayatımıza, hayat ise zorlaştıkça dozu artmak zorunda kalır. Yetmez olur… 
En mantık arz eden kararlara bu şekilde talepkar oluruz işte. Sevginin yitimsel sürecinde çatırdar dostluk. İnsan hatırlar tekrar, gücün yalnızlık demek olduğunu. Gider bir kadın, neden gittiğini bile sen anlatırsın sonrasında O’na. Anlar belki, anlamaz belki. Yeni idealler ve güçlü sıfatlar ile ayakta tutar kendini. Sonra senin O’na anlattıklarını o sana anlatır. Gülersin. Gülümsemek doğasında var insanın. Sevgi yitmemiştir hala. Ama yetmez kadına, kadın da sana…

Giden son kadın olmak O'nda bir özgüven patlaması yaratsa da, ilk değildir ve son olmayacağını da bilirsin aslında. Annesiz bir çocuk daha yaratırken sen, çocuksuz bir anne daha aramaya başlarsın kendine. Oysa yalnızlığın tek ve öz çocuğusundur saklandığın yerde…Çocuksuz anne giderken, annesiz bir çocuk daha yaratmaya başlarsın kağıda dökülenlerle.